27 Mayıs 2009 Çarşamba

SansüreSansür



Bugün Youtube yarın Blogspot, önlemi şimdiden almak lazım...

SansureSansur

24 Mayıs 2009 Pazar

Rasgele Numaralandırma ( C# ArrayList Random Dizi Controls )

Evet uzun zamandır programlama ile ilgili bir şeyler yazmadık. Bugün gelecek zamanda nasıl bir bilgisayarım olacağını düşünürken dokunmatik ekranlar geldi aklıma, biliyorsunuz Windows 7 ile artık dokunmatik ekranlara daha bir aşina olacağız hele freamwork 4.0 da dokunmatik ekranlarda program yazabilmek için bir sürü sınıf geliyor. Benim ve büyük bir ihtimalle sizinde dokunmatik ekranınız olmadığı için o konu üzerinde yazmayacağımı düşünmüşsünüzdür. Ben bugün şöyle bir şey yapmak istedim Amerikan filmlerinde hani dokunmatik kranlardan şifre giriyorlar ya hasta oluyorum öle filmlere adam önce bir sprey sıkar adam şifreyi girer sonra bilmem ne ışığı ile ekrandaki parmak izlerinden kombinasyonlar oluşturur ve şifreyi kırılır falan filan. İşte biz bugün o şifreli hanenin biraz farklısını yapacağız bizim sistemimizde haneye her bastığında ekranda rakamların yerleri değişecek. Bu işlemi iki yöntemle yapacağız. Birincisinde işimizi oldukça kolaylaştıran ArrayListleri kullanacağız ikincisinde ise gene bir dizi oluşturacağız ama bir algoritma söz konusu olacak. Hemen işe koyulalım bu programcıkla ArrayList, Randomize ve form üzerindeki elemanlara erişmek için kullanılan Controls metoduna kısaca değinerek bu örneğimizi gerçekleştireceğiz.
Öncelikle ekran görüntüsünü aşağıdaki gibi oluşturuyoruz.

1.Yol: Daha sonra using System.Collections; uzayımızı ekleyerek program içerisinde ArrayList’i kullanacağımızı belirtiyoruz. Kodlar ve açıklamaları aşağıda belirtiliyor zaten


using System;
using System.Collections.Generic;
using System.ComponentModel;
using System.Data;
using System.Drawing;
using System.Linq;
using System.Text;
using System.Windows.Forms;
using System.Collections; //Uzayımızı ekliyoruz

namespace Rasgele_Numaralandırma
{
public partial class Form1 : Form
{
public Form1()
{
InitializeComponent();
}
ArrayList sayilarim;//Nesnemizin ismini verdik.
public void sayi_ata()//bir metot oluşturduk.
{ Random rnd = new Random();//Rasgele sayı seçimi yapabilmek için Random sınıfından yeni bir nesne ürettik.
sayilarim=new ArrayList();//ArrayList Nesnemizi oluşturduk.
for (int i = 0; i < sayim =" 0;" i =" 0;" sayim =" rnd.Next(sayilarim.Count);//arrayList’in" text =" sayilarim[sayim].ToString();//Form" karma =" new" sayi =" new" i =" 0;"> 0)// ilk sayının karşılaştıralabileceği bir eleman olmadığı için bir eğer blogu kullandık.
for (int k = 0; k < i ="=" i="9" i =" 0;" text =" karma[i].ToString();//Dizi"
Rasgele Numaralandırma adresinden indirebilirsiniz.




Kolay Gelsin.




İyi Çalışmalar…

22 Mayıs 2009 Cuma

Kitap Okumak


Kitap okumak genelde boş zamanlarda yapılan iş olarak belirtilir. Ortaokulda bende böyle bir cümle kurarak bu hataya düşmüştüm fakat hocamın yanağıma kondurduğu iki gülden sonra kurduğu cümleyi hala hatırlıyorum. Kitap boş zamanlarda okumak için yazılmıyor. Kitap okumak için zaman ayırman gerekir demişti. O zaman için gerçekten ne demek istediğini anlayamamıştım. Bir insan durduk yere neden kitap okusun gibi düşüncelere sahiptim. Zaten benim o zamanlar bir kitap alışkanlığım dahi yoktu. Sadece geceleri erken uyuyabilmek için gözlerimi yorma amacıyla kitabı elime alırdım. Ailem beni hızlı okuma kursuna gönderdi lise-1 de ama ben hala büyük bir ısrarla kitap okumaktan hoşlanmıyordum. Üniversite bitiminde bir mucize oldu ve benim artık düzenli bir kitap okuma alışkanlığım var. Konu seçmeden ayırt etmeden okuyorum ve ilkokul lise çağlarımda kitap okumadığım için inanılmaz derecede pişmanım. Ailemi bu konuda suçlamıyor da değilim hani beni hiç kitaplara özendirmek için bir şey yapmadılar. Annemde 40’lı yaşlardan sonra düzenli olarak kitap okumaya başladı belki o da daha yeni anlamıştır bu işin güzelliklerini. Babam, babamı hiç kitap okurken görmedim fakat çok iyi bir gazete takipçisi olduğunu da yeni öğrendim. Hiç eve getirmez ama kahvelerde bu işini halledebiliyor.
Bugün neden bu konu üzerinde duruyorum dersiniz belki de yeni okuduğum kitabın etkisinden dolayıdır.

Geçen sene bana sıkıcı gelen ve okumadığım kitabı(Üniversite hocamız bu kitabı okumayı zorunlu kılmıştı) bugün bir elime alayım dedim. 50’li sayfaları bitirdiğimde gene kendime sövmeye başladım. Hayatın hep bir adım gerisinde kaldığım için, gene büyük bir hata yaptığım için. “Bye bye Türkçe –Bir Nev York Rüyası-” Oktay SİNANOĞLU’nun Türk gençliğine büyük armağanlarından birisi, kitabı anlatmayacağım ama gerçeklerle yüzleşme anımı yaşattı bana ve bir alt konu başlığında yaptığım büyük hatayı gösterdi. Ben canım Türkçemi bırakıp elin ingilizinin diline özeniyorum. Yok böyle bir şey. Tamam. İngilizceyi öğrenmem şart ama Türkiye de kullanma gibi bir zorunluluğum yok. Hele başlıklarda kullanmamım hiçbir anlamı yok. Konu çok dağıldı hemen toparlayalım.


Kitap okumak güzel örneklendireyim hemen size. Bir macera kitabı okuyorsanız, o konuyu tamamen kendi hayal gücünüzle yaşıyorsunuz. Film izleyip yönetmenin istediği sahnelerden görmüyorsunuz konuyu. Özgeçmiş kitabı okuyorsanız o kişinin bir ömüre sığdırdığı iyi ve kötü olayları bir o kadar yaşayarak öğrenmiyorsunuz, o kitabı bitirdiğinde siz de o yazarın ki kadar olmasa da bir tecrübeye sahip olabiliyorsunuz. Bir kişisel gelişim kitabı okuyorsanız, hayattan daha fazla tat alma yollarını kısa yoldan öğrenmiş ve hayatınızı daha çabuk düzene sokabilme imkanı buluyorsunuz. Romanlar, gerçek yaşanmış olaylar, tezler her bir şey insana yeni değerler kazandırıyor ve bunların bir çoğu bir haftadan daha kısa bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşiyor. Bana sorarsanız daha fazla geç kalmadan kitap okuma alışkanlığını edinmeniz eğer öyle bir alışkanlığınız zaten varsa sizi tebrik ediyorum. Sakın bu alışkanlığınızı terk etmeyin. Kendinize iyi bakın.

Not: Kötü bir yazı olduğunu biliyorum ama düzeltmek için elimden geleni yapıyorum :)

21 Mayıs 2009 Perşembe

Change My BlogTemplate


Bloğun havası bir nebze değişsin diye temayı değiştirdim. Yapımını anlatacağım diyeceğim ama heryer de yazıyor zaten gereksiz bilgi çöplüğüne gerek yok. Umarım yeni stilimiz hoşunuza gitmiştir. Bazı fazlalıkları üzerimizden de atmış bulunuyoruz. Mesela sayaç bende çok büyük bir takıntı haline gelmişti. Sürekli girip siteye kaç kişi girmiş görme gereği duyuyordum ama artık sayaç ortadan kaltığına göre benim de siteye zırt pırt girmem gerekmeyecek :). Sağ tarafta Güzel Sözler diye bir kısım oluşturuyorum fakat o güzel sözleri bulmam ve siteye eklemem birazcık zaman alacak gibi duruyor. Bugünümü tamamen ona ayıracağım. Okuduğum kitapları tekrar gözden geçirmem gerekecek :)(Sadece kişisel gelişimler üzerinde duracağım)
Ama benim güzel ablacım kitaplarımın bir kısmını gaspettiği için mecbur elimizdeki 3-5 kitap ile idare edeceğiz. İnternetten kopyala yapıştır yapmak istemiyorum. El emeği göz nuru olsun bizimkiler. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere...

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Lost


Lostun 5. Sezonunu da birkaç gün önce devirdik. Dizi artık tam bir bilmeceye dönüştü ve ben yazarları kutluyorum bu kadar derin kurguyu nasıl kurabildiler. Dizi her tarafından birbirine bağlanıyor hani sürekli bir takip içerisinde oluyorsunuz. Biri oradan çıkıyor biri buradan çıkıyor. Kafa karışıyor ama insan izlerken inanılmaz derecede heyecanlanıyor. Her bir bölümü film tadında geçiyor. Maalesef lost 6. Sezonda son buluyor. 8 aylık bir bekleyiş sürecinden sonra lost defterini tamamen rafa kaldıracağım fakat bende koleksiyonu var. Canım sıkıldıkça açar açar izlerim. Hem yabancı dil geliştirme konusunda da gerçekten çok faydalı. Boş zamanlarımı ne yaparak değerlendireyim diyorsanız lostu izlemenizi tavsiye ediyorum. Şöyle bir sakıncası var ki insanda inanılmaz derecede bir bağımlılık yapıyor. Kendinizi alamayabilirsiniz. Ben ilk başladığımda günde 10 bölüm izlediğim biliyorum sabahtan akşama :)

19 Mayıs 2009 Salı

İnternet – Tehlikeli Bölge


İnternete bir kere girdiyseniz artık her şey için geç kalmış olabilirsiniz. Çünkü google hiçbir şeyi unutmaz ve kaydeder. İşin sakat tarafı ise google’ın istediğiniz her soruya cevap verebilmesidir. Sadece neleri sormanız gerektiğini bilin yeter. Beni kimse bulamaz diyorsanız birkaç kere daha oturup düşünmenizi isterim. Paranoyak kişiler (Misal ben) net üzerinden bir çok kişinin bilgisine ulaşabiliyor ve bunu siz kendi ellerinizle yapıyorsunuz. Farkına varmamış olabilirsiniz fakat öyle bir şeylere karar vermeden kırk kere düşünmek gerekiyor. Ben bilgilerimi veriyorum çünkü kimse daha derinlere insin istemiyorum :) Sanal ortamda istediğiniz herkes olabiliyorsunuz. Birazcık tatlı dil bu iş için yeter de artar bile. Telefon numaraları adresler her şey internette hazır bir şekilde bulunuyor zaten. Bundan sonrası birazcık şans ve azim işi. Bazı parçaları bir araya getirip birleştirmeniz yeterli olacaktır. Neyse ben gene çok konuştum. Kendimi buradan yanlış tanıtmak istemem. Sosyal Muhendislik vakalarına karşı dikkatli olmak gerekiyor.

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Gittim - Geldim


Uzun bir aradan sonra tekrar buradayım. Hafta sonu için izmire iş başvurusu için gittim. Artık resmen stajiyer kategorisine girişmiş bulunuyorum. 0 ücret, 0 yemek, 0 yol olmasına rağmen mutluyum. Çünkü bazı zorlukları yaşamam gerektiğinin farkındayım. Bu işin de ameleliği böyle olsa gerek. Her neyse hafta sonum gene güzel geçti. Kedilerimizden birisinin vejetaryen olduğunu öğrendim bildiğin domates biber salatalık yiyen bir kedimiz var:) Ölümden döndük. Evimizi badana yaptık. Bahçemizde ki eriklerden karnım ağrıyıncaya kadar yedim. Sezonun ilk leyleğini havada gördüm. Böyle güzel bir hafta sonuydu işte. Programlamayla ilgili pek bir şey yazmıyorum bloğa sanırım okul projeleri yüzünden buraya pek zaman ayıramıyorum. Kafamı dağıtmak ve rahatlayabilmek amacıyla buraya bir şeyler saçmalıyorum. En kısa zaman da eski performansıma dönebilme ümidiyle.

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Yenileniyorum


Aslında ben epey bir yenilendim ama hala devam ediyorum. Bakıyorum neydim ne oldum, Ne olacağım...

-Gizemliydim, Adımı vermekten ürker, türlü türlü isimler bulurdum kendime.
-Kitaplara çok ama çok uzaktım.
-Hep fazlasını isterdim şimdi elimdekilerin kıymetini çok daha fazla biliyorum.
-Seviyorum, Seviliyorum.
-Hala bazı sakat huylarım var. Mesela kendimi aşırı çok seviyorum ama şöyle bir felsefem var başkalarını sevebilmen için önce kendini sevmen lazım. işte bende ki o kendini sevme biraz üst sınırlarda fakat bana öz güven gibi bir getirisi yok malesef.
-Yazı üzerinde ne kadar atılganmış gibi görünsemde sınıfta birçok kişi adımı dahi bilmez.
-Hocalarımla ne çok yakınım ne de çok uzak, simamı bilirler ama isim biraz zor:)
-Eksiklerimin farkındayım ve bazılarıyla çok mutluyum.
-Birkaç kötü alışkanlığıma elveda ettim bile.
-Geleceğe dair güzel hayallerim var, fakat bir sonraki adımım ne olur bilemiyorum.
-Düşüncelerim çabuk değişkenlik gösterebilir.
-Takıntılı birisiyim.
-Çabuk sahiplenirim.
-Paylaşmayı her konuda sevemem.
-Zararsız bir kişiliğe sahibim.
-Bazı konulara aşırı duyarlığım.
-Yabancı Dillere Merakım var.
-Yarı ingilizce yarı türkçe konuşanlardanım, Ama Türkçeyi Hiçbir şeye değişmem.
-Süper kahramanım atom karınca.
-Aileme aşırı bağlıyım.
-Saçmalamayı severim.
-Saçmalıklarımı paylaşma tabumu bu yazıyı yayınlayarak aşacağım.
-Olumlu Düşünmeyi seviyorum.

Kısa yaşamayı seviyorum, iyisiyle kötüsüyle ben buyum.

ps:Kime lazım olacaksa :)

11 Mayıs 2009 Pazartesi

İnanılmaz Hafta Sonu

Cumartesi ve Pazar hayatım en güzel günleriydi. adeta benim için ilklerle dolu bir hafta sonu oldu. Senenin ilk denizi -Hayatımda ilk defa bu kadar erken denize girdim- Hayatımın belki de ilk ve son golf deneğimi, go kartta mucizeler yaratışım, Düden şelalesi, Assendos Kalesi, Antalya da yat turu, Dönemin ilk karpuzu J. Listem bu şekilde epey bir uzuyor sanırım. Neyse ben baştan sona kadar bir geziyi anlatayım.

Cumartesi sabahı dokuz gibi ev sahibi ve apartman sakinleri olarak 5 kişi Antalya gezimize başlamış bulunduk. Antalya otogarından bir arkadaşımızı aldıktan sonra benim inanılmaz güzellikteki İngilizcem ile bir turistimize yardımcı olduk-Çatır çatır döktürdüm filmlerin yararı oldu sanırım- sonra ki İlk durağımız Konyaaltı Plajı oldu.

Mekan olarak da Coşkun Abimizin yerine gittik Hem kendisi ile konuşma hem de fotoğraf çektirebilme imkanını bulduk. Yılın ilk yüzme aktivitesini gerçekleştirdikten sonra Limanın üzerindeki Atatürk Parkı civarında yabancısı olduğumuz Antalyada, kimler varmış kimler yokmuş diye çevremizdeki insanlara baktık. Baktık ve anladık ki yabancılarlar bizim ülkemizin güzelliklerinden daha fazla yararlanıyorlar. Daha sonra Pazar içerisindeki dükkanlara bakınarak Limana kadar inmeyi başarabildik.

Herkes de bir yat tutkusu görmeyin gitsin herkes yatlara biniyor. Ee bizim de neyimiz eksik hemen bir yat ayarladık oradan kendimize. Gerçekten bu Antalya yaşanacak yermiş dedirten manzaralar eşliğinde dalgalarla boğuşup 30-40 dakikalık turumuzun ardından sahilden ayrılıp 5m’li bir migrosa gittik. Kendimize birer menü aldıktan sonra Hemen yanında ki LunaPark’a attık kendimizi çarpışan taksilerle biraz zaman geçirdikten sonra yolumuzu arkadaşımızın evine yani serik’e doğru çevirdik.

Kısa bir yolculuktan sonra evlerinde inanılmaz bir misafirperverlikle karşılandık. Dönemin ilk karpuzunu da böylece tatmış olduk. Ev sahibini orada bırakıp araba bile belek, kadriye beach ve adını hatırlayamadığım birkaç yere daha gittik. Kadriye Beach deki go kart tam bir harikaydı. Artık ne kadar heyecanlandıysak hiç kimsenin aklına fotoğraf çekmek falan gelmemiş. O neden dolayı oradaki anımızı sadece kalbimizde yaşatabiliyoruz. Gece yarım bir gibi eve gelip kendimizi yataklarımıza atıverdik.

Sabah 9 gibi uyanıp kahvaltımızı da yaptıktan sonra arkadaşımızın ablası rehberliğinde çalıştığı otelin önce çiftliğine gittik. Çiftlikte birçok hayvan mevcuttu fakat bizim en çok ilgimizi çeken lolipop ismindeki maymundu. Bir arkadaşımıza kum atıp daha sonrada hepimize elma aromalı bir sıvı ile saldıran bu arkadaştan dolayı hemen bu mevkii yi terk etmemiz gerektiğini anladık.

İkinci durağımızda golf sahası oldu. Ben ilk başlarda yahu duran topa vurmanın neresi zor diye düşünürken sopayı(orijinal adının söylenişi klamp mıydı öle bir şeydi) elime alıp, ha ha diye kötü adam rolünde güldükten sonra sopayı saldım elimle de gölge ettim başıma top ne kadar uzağa gitmiş diye bakacağım bir baktım olduğu yerde duruyor. Bizler acemi grubu olarak bir süre yerdeki çimleri havalandırdıktan sonra bizi alıştırma kısmına aldılar. Epey bir zaman sonra topa vurabilmeyi başardım ve iki kişi kendi aralarında konuşurken bu alıştırmanın saatinin 120€ olduğunu duyduğumda bir ara sopa elimden düşmüş hiç hatırlamıyorum:) Allahtan arkadaşımızın ablasından dolayı torpilli olduğumuz için hiçbir ücret ödemeden sahayı yerle bir edip oradan uzaklaştık. Bu arada o golf arabası ile gezmenin tadı da bir başka oluyor hani.

Kadriye beach’in sahilinde bi durulanıp çıktıktan sonra Belkıs kalesi ve baraj denilen yere uzandık. Hemen hızlı hızlı bakındıktan sonra Serik’e dönüp arkadaşımızın ablasını bırakıp ailesi ile vedalaştıktan sonra düden şelalesine gittik Doğa Harikası olan bu yerlerde insan gerçekten bir huzur buluyor. Biraz ıslanıp biraz da fotoğraf çekildikten sonra Gerisin geri Evimizin yolunu tuttuk akşam 8:30 gibi Gezimiz son buldu. artık evdeydik. Fotoğraflarımızı bilgisayarlarımıza yükledik. Bir duş aldık ettik derken yatma vakti geldi. Yatağa girdim ve ilk aklıma gelen şey şu oldu. Dünyanın neresinde yaşanıyor olunursa olsun insanın en huzurlu olabildiği yer yatağı…
....İşte Gezi Resimleri....


























10 Mayıs 2009 Pazar

İyi Ki Doğdum!!

iyi ki Doğdum Bak gördün mü bu sefer de 21 oldum.

Hafta sonunu antalya da geçirdik. inanılmaz eğlenceli geçti. hayatımda ilk ve büyük bir ihtimalle de son kez golf dahi oynadım inş. detayları en kısa zamanda bloga aktaracağım.

ps: Tüm annelerin Anneler Gününü Kutlarım...

1 Mayıs 2009 Cuma

Alın Size Bir Mucit


Tek kelimeyle harika :)

Biraz Ondan Biraz Bundan

Sevgili Blog ve Blog Okuyucuları,

Artık biliyorum ki yalnız değilim siteye girip çıkanlar oluyor. Google amca artık az çok bizi biliyor. Fakat ben nasıl bir konu anlatımı yapıyorsam, kimseden ne olumlu nede olumsuz bir yorum alıyorum. İyi bir şey mi kötü bir şey mi bir türlü anlayamadım hani. Neyse biz bugün ki konuşma konumuzdan bahsedelim. Bugün size bir kitap ve bir filmden bahsedeceğim. O da nereden esti tarzında sorular gelebilir. Şöyle izah edelim ben bu filmi izledim ve kitabı okuyorum hepsini de beğendim tabi bir de bloga uzun zamandır bir şeyler yazmamış olmanın sıkıntısı var. Nedendir bilinmez.

Kitap ile girişimizi yapalım kitabımızın adı :Bilgelik Hikayeleri gerçekten anlatılmaz yaşanır denilebilecek bir kitap. Kitabı okurken kendinizi kaybediyorsunuz, gözleriniz sulanıyor, yanıyor ve hatta pancar gibi kızarıyor fakat kitabı elinizden düşeremiyorsunuz. Neden mi çünkü o sayfalar arasında ya bir tanıdığınızı buluyorsunuz ya da aynada ki yansımanızı. Tamamen hayatın içinden kopup gelen bu kitabı hazırlayan Cevdet KILIÇ’a sonsuz teşekkürlerimi iletiliyorum. Bu kitap sayesinde hayata bakış açınız değişecek. Belki bazı hatalarınızı anlayacak belki de hiç fark edemediğiniz erdemlerinizi keşfedeceksiniz. Eğer ne okumalıyım diyorsanız Bilgelik Hikayeleri tam sizin aradığınız şey. Şunu da atlamak istemem bu kitap sizi hep düşüncelere sevkedecek sanmayın. Bilgile kişilere yöneltilen sorular karşılığında verdikleri cevapları öğrenince yüzünüzde tebessümler oluşacak. Vay be diyebileceksiniz.

Sıra geldi filmimize Marley & Me den bahsedeceğiz.

Gerçekten duygusal sayılabilecek ve içerisinde mesajlar taşıyan bir film.- Ben bunu alt yazısız olarak İngilizce seyrettim tabi haliyle bir çok kısmı kaçırdım ama gene de anlaşılıyor.-ingilizceyi geliştirebilmek için bu yöntemi kullanıyorum. Hatta bazen İngilizce filmi İngilizce alt yazısı ile birlikte izliyorum o zaman da Kelimelerin okunuşunu öğrenmiş oluyorum. evet uzun bir cümle oldu-Hınzır bir köpeğin hikayesi ve aile içerisinde ki yerinden bahseden bu filmin köpek sahibi olan kişilerde nasıl bir etki bırakır bilemiyorum ama güzel bir film. Az biraz da duygusal hani yalan olmasın bir ara gözlerim sulandı.
Tekrar görüşmek üzere…